EMPATİ
Salı, Haziran 14, 2016İki kör birlikte yemeğe otururlar. Sofrada, köfte, sarma, baklava vardır. Uyanık olan eliyle yoklar, kabaca hesaplar. " Bunlar ikimizi doyurmaya yetmez, ikişer ikişer alayım, nasıl olsa görmüyor" der. Hızlı hızlı, ikişer ikişer yemeğe başlar. Ne var ki karşısındakinin nasıl yediğini görmediği için telaşlanır. Ağzı dolu bir halde, arkadaşına söylenir, " arkadaşım, telaş etme, ikimize de yeter, teker teker ye, çifter çifter alma" der. Halbuki diğeri sakin ve tek tek yemektedir.
Kişi, kendisi gibi bilir karşısındakini, sözü tam bu durumlar içindir. Kendi düşüncemiz, ne kadar çirkin ve ne kadar yanlış olursa olsun, bizi rahatsız etmez. Karşımızdaki, acaba öyle mi düşünüyor benim için deyince midemiz bulanır. Neleri gezindiririz zihnimizde, develer bale yapar, tilkiler vals. Yine de batmaz bize, yine de batmaz.
İletişim, derdimizi sıkıntısız anlatabilme, hayatı sorunsuz yaşayabilme sanatıdır. Farklı bir çok yöntemle kolaylaşır işler. Ben dili konuşmak, empati yapmak, çocukların sohbetlerine kadar girdi. Bu zamanda iletişimin doktorasını yapıyor cümle insanlık. Alet edevat iletiştiriyor birbirimize. Öyle ki sözcükler harf kaybediyor, süratimizden. SELAM, slm, ALLAHA EMANET OL, aeo oluyor. Selam dua ve selamet dileği iken, söyleyene duyana, yazana okuyana huzur verirken, üç harf ve duygudan mahrum bir şekil alıyor.
Uzun uzun Allaha emanet ederken, teslimiyet, iyi niyet, ayrılık hüznü ve yeniden görüşme dileğini hissederdi iki taraf, yine üç küçük ruhsuz harfe kaldı ifadesi. Kaybeden sadece sözcükler değil, İletişemeyen ruhlarda kaybediyor.
Duygular yeterince doyurulmayınca, hırçınlaşıyor gönüller. Her şeyin kolay olduğu, ulaşmanın, iletişmenin bin çeşit yolu olduğu halde, bu zamanda intiharların ve cinayetlerin çoğalması, tahammülsüzlüğün had safhaya ulaşması tezat değil mi.
İnsan ince detaylarla bezeli bir muamma. Emsalsiz ölçüde mükemmel bir sanat eseri. Yaratanın baş yapıtı, şaheseri. Sanat emek ister, telaşa gelmez. Eserin katilidir acele. Ruhu dinleye dinleye, demleye demleye ilerlemek gerekir. İki kelamlık iletişmeler, yemekleri vitrinlere doldurup, kokularını yayıp vermemeye benziyor. Sonunda açlığa dayanamayan birileri çıkıp, kapı pencere indiriyor. Çırpınıp tepindiğin halde, feryadın anlam bulmuyorsa, en yakınında olan, eş, kardeş, anne, baba olsa ne yazar, yapa yalnızsın demektir.
Kendimize zaman ayırmadan, ruhu, gönlü çözmeden, anlaşılmayı bekleyemeyiz. Kendin açlığını tespit etmeden, doyurulmayı umamazsın. Her açlık aynı sinyal zilini çalar. Hırçınlık ve huzursuzluk. Ruhun mu, bedenin mi, zihnin mi, inancın mı, hangisi aç, belirlemek gerekir. Aksi halde, uykusu bastırınca, acıktım diye ağlayan çocuk gibi yemek yer ve uykuyu kaçırırsın. Kendi varlığınla iletişimin bu halde iken, dışarıdan birilerinin seni anlamamasına veya yanlış anlamasına öfke yapamazsın.
Nasıl düşünüyorsa öyle anlıyor insan. Senin baktığın pencereden bakmayan, başka halini görüyor dünyanın. Senin ışığından değilse ışığı, rengi başka oluyor aydınlığının.
Bütün derdimiz, sorunsuz bir şekilde kendimizi anlatabilmek. Saçımızdan, renk seçimimize kadar. Tuttuğumuz takım, sevdiğimiz sanatçı, izlediğimiz dizi, dinlediğimiz müzik, hep ruhumuzdan açtığımız pencereler, zorlamayın beni, anlayın işte. Buyum, böyleyim demektir.
Anlamayanı zorlamadan uzaklaşmak veya sessizce kabul etmek de yürekliliktir. Müsamaha, karşındakini bütün sivrilikleri, hataları, uçarılıkları ile dışlamadan, incitmeden, zarar vermeden, değiştirmeye çalışmadan kabul etmektir. Sana benzemeyene tahammülün yoksa, insanlığın tamamlanmamış, oluşmamıştır.
Sevgiye kılıf bulanlar var. Karşılık beklemeden sevmeyi anlamayanlar. Anlamadığına deli diyor insan. Aşka hikaye, aşığa hasta diyoruz artık. Kendine güvenmekle orantılıdır hoşgörü, biraz yükseğe çıkıp karmaşayı oradan izlemek gibi hoş gören yükselir. Kapışan itişen aşağıda kalır.
Gelişmek LG televizyon veya telefonlarla olmuyor. Tablet ve laptoplar sadece daha fazla zamanımızı alıyor.
Bizi geliştirmek bir yana gelişmemizi engelliyorlar. Paylaşılmayan dert büyür, sevinç yok olur. Ruhun gıdası gönül sohbetleridir. gönül sohbetleri ise, göze bakarak, eli tutarak sıcacık yapılır. Teknoloji düşmanı, değilim elbet, ancak sarılamadan, dokunamadan, görüp sevemeden yapılan iletişmeler beni yaralıyor, bu açık.
Canının sıkkın yüreğinin dar olduğunu gözünden anlayan birileri varsa, dünya senindir, içindekilerde hatta daha fazlası...
Kahvenin hatırını kırk yıla yükselten köpüğü değil muhabbetidir. Sahip çıkmalı o seanslara. Sabah kahveleriniz mercan köşklü, sohbetleriniz derin muhabbetli olsun...
2 yorum
Çok güzeldi, zevkle okudum.Katılmamak elde değil tüm yazdıklarınıza.Kendimi irdeleme ihtiyacı hissettim.
YanıtlaSilÇok teşekkürler, kendini görebilmek kıymetli bir nasiptir, zaman ayırıp irdelemek ise erdemdir. Ben tebrik ederim sizi. Eminim aynı yerden bakıyoruz hayata, kolay gelsin yaşamak ve ondan tat almak.
YanıtlaSil