GÖNLÜ KÖR
Salı, Haziran 14, 2016Sesinin çokluğu geceyi öyle çınlattı ki nihayet sokaktaki her ev bir bir ışıklarını yaktı.
Dün geceydi, karanlık kalın bir yorgan gibi evlerin üzerine serilince, yorgun başlar yastıklarıyla vuslatı yaşıyordu.
İçinin savaşı kendini tüketmekte olan bir iki düşünür, dünyaya büyük adam yapmak niyetiyle getirdiği yavrusunu sallayan bir kaç anne, zamanın işlemediği, her an için hazır bir halde hizmete ayakta kalan beyazlar ( sağlıkçılar ) vatan borcu namus borcu deyip tüfeğin ağırlığında yorulmuş yeşiller (askerler) ve her türlü tıkırtıda, telefona sarılıp çağırdığımız, koşup gelen maviler (polisler) hariç hemen herkes uykuyu yakalamıştı.
O ardı arkası kesilmeyen garip ses, göğün asılı ışıkları yıldızları bile titretmiş, yorganına bürünen sıcak bedenleri söküp almıştı.
Hayır elbette dün gece tur atladığımız bir maç yoktu. Zaten o saatte hiç bir sevinç coşkusu o ölçüde taşkınlık yapmaz. O ses sevinç çığlıkları değildi. Üzerine kedi atlamış, alarmlı araba sesi de değildi.
O huzurlu geceyi bölen, dağıtan korkunç ses, bedeninin yarısına araba basmış, çaresiz bir köpeğin sesiydi. Ta ki nefesi tükenene kadar çığlığı durmadı. İnledi, titredi, sesi azala azala tükendi.
Yol ortasına uzanmış, koskoca canlıyı adeta zevkle ezen o zavallı şoförse, çığlığı duyamayacak kadar uzakta, uykuya dalmıştı belki de...
Daha güzel, daha sıcak, daha huzurlu bir dünya için, çevremizi görelim, sevelim. Gözümüzle görmediklerimizi gönlümüzle görelim, o zaman gülümsemek zor olmaz...
0 yorum