KAÇAN ZAMAN
Salı, Haziran 14, 2016
Alnındaki teri silmek için oturduğunda, peşinden koştuğunun ne olduğunu düşündü. Dizleri titriyor, yüzü alev alev yanıyordu.
Düz bir yolda ömrünce koşmuş yorulmuştu. Üzerindeki izler, çamurlardan, dikenlerden, tellerden, topraklardan geçtiğini gösteriyordu. Derin bir nefes alıp baktı, hemen kalkarsa yakalayabilirdi. Gücü kalmamış,tükenmişti oysa.
Gitsin dedi, gitsin gidebildiğince. Yıllarca kovaladığı zamandı. Biri onu oraya bırakmış ve "KOŞ" demişti. Koşuyordu o da. Ne kovaladığını düşünmüş, ne de kovalamak istemişti. Sadece "KOŞ" demişlerdi, koşuyordu o da...
Kimdi, neden koşuyordu, yakalayan olmuş muydu kovalananı. Geriye baktı düşündü. Bu insanı kendi bile tanımıyordu. Bu garip yabancı, var oluş gayesinden bihaber koşmuş durmuştu yıllarca. Daha ne kadar koşacaktı.
Kendi kendine bile bir iz bırakamamış, kendini tatmin etmemiş, sevmemiş, tanımamıştı. Yalnızca yorgunluktu soluklanırken duyduğu his. Ve tükenmiş enerjinin bezgin kıvranışı. Başkalarına yaşamıştı, boşuna yaşamıştı ömrünce.
İşte o anda karar verdi. Ona lazım olan, kendi isteğini belirleyip ona koşmaktı. Azalan zaman, biten yıllar, kaybolan gücü silindi gözünden, biri vardı içinde ve artık o çizecekti yeni yolları.
Hayat yalnızca yeyip içip uyumak, öncekilerin paslanmış yollarında koşmak, yırtınmak değildi. Ömür sayfasına kendince desenler çizmek, gözüne sokulanı değil, gözünün görebildiğini seyretmekti.
O şimdi koşmuyor, çünki hiç bir şey ondan kaçmıyor. O şimdi gülümsüyor, çünki artık her şey ona geliyor.
Hepimiz o olabiliriz, kendimize bunu yapalım.
Zamanı kovalamadan, tadını çıkararak yakalayacağımız mutlu günlere...
2 yorum
amin, mutlulukla
YanıtlaSilTeşekkürler,
YanıtlaSil