ŞEHİT

Salı, Haziran 14, 2016

şehit

Sandığın başına oturmuş, sessizce ağlıyordu. Cesareti yoktu açmaya. Eli öylece mıhlanmış
duruyordu. Derin derin nefes aldı, dudakları kıpırdandı, Rab'binden yardım diledi. Yüreği gümbür gümbür, ruhu, kızıl kıyamet, açtı sandığı. Elleri uzandı, sandığın üzerini kaplamış olan şanlı bayrağa.

Çok olmamıştı daha, sevdiği tayin olup giderken, kendi boyunca bayrak almış, "her zerresi ben, benim her zerrem bayrak. Kokusu kokum, rengi benim" diyeli. Heyecanla almış, sarılmış, öpmüş koklamış, özenle sermişti sandığın içine.

Gözlerine kor dökülmüş gibi acıyor, bedeni milyonlarca akreple ısırılıyordu. Aldı sarıldı, gerçekten sevdiği kokuyordu. Gözleri, elleri, yüreği bayrakta atıyordu. Bayrağa sevdalı olanlar, bayrak olur. Vatanına sevdalı olanlar, uğruna toprak olur. Yüreğinde millet aşkı olmayana köpekler bile ilişmez, diye geçirdi içinden.

Allahu Ekber diyebildi ve sarıldığı bayrakla ayağa kalktı. Sanki onunla beraber, Çanakkale'dekiler, İzmir' de, Erzurum da, Van da, Maraş' dakiler hepsi ayağa kalktı. Bir uğultu gibi geliyordu tekbir sesleri kulaklarına. Melekler ellerinden tutmuştu sanki, gözünden damlayanlar yere düşmüyor, sevdiğinin kokusunu taşıyan bayrakca emiliyordu.

Yürüdü, balkona çıktı, ruhunun kalabalığı, güç veriyordu ona. Uzanıp üstte asılı kancalara sıkıca bağladı bayrağını, karşı evlerden akın akın insanlar gelecek, üstüne düşen talih yıldızını hüzünle ama vakarla, acıyla ama gururla dinleyip gideceklerdi. Öptü, kokladı, alnına koydu, içindeki yavrusu, şehit babasının elini öper gibi.

Hikayeler okur, hikayeler yazarız. Kurgular, düğümler, çözeriz. İsteriz ki örnek olsun, yaşanmışlıklara. Kırk dereden su getirelim üşenmeden de kırık kalpli bir karınca olmasın sebebimizden diye. Titizlikten, incelikten yazarız. Amma gün gelir, yaşananlar alev topu, kor misali, kasırga- bora gibi, gözleri kapatır, kulakları tıkar, ne ev koyar ne ocak, dolu- boş hepsini yakar yıkar. İşte o zaman karıncaya merhamet eden yürek, millete zulmeden, huzura kast eden, vatanı bölmeye yeltenen, fitne fücur üreten soysuz çakalların alayının boğazına erimiş kurşun döker.

Hangisine baksan ayrı bir hikaye. Tazecik canlar. Hepsi etrafındaki diğer insanlardan bir adım önde hep, cesarette, doğrulukta, sükutta. Bayrağın kızılına uygun haslık da, hasbilik de. Birileri doğuyor, birileri büyüyor, birileri, diğer bazı birileri için ölüyor.

Birilerinin bir şeyler yapma zamanı gelmedi mi artık. Domuz derisinden kürk, korkaktan TÜRK olmaz. Her ev kendi alevinde kavrulurken, düğünler dernekler kurulup coşup eğleniliyor.

Arkadaşım eşi şehit olduğunda tören için hazırlanırken, duvara konup kalkan sivrisineğe baktı, buğulu bir sesle, "abla sivrisinek uçuyor, o acı çekmiyor, güneş doğuyor yavaş yavaş, ona karanlık olmamış. Düğün hazırlığı yapanlar var, gülenler eğlenenler var. Bu yangın sadece benim yüreğimde, benim bedenimde," demişti. Hala sesiyle duyarım bu cümlelerini. 23 nisandı ve "artık benim çocuklarımın çocuk bayramı olmayacak" deyişiyle ıslatırım üstümü. O sırada ve şimdi hayat akıyor, herkes alemine eğlencesine bakıyor. Ateş sadece düştüğü yeri yakıyor.

Önce bütüne kast ettiler. Tek tek avlamak kolaydı ceylanları. Seni düşün, seni sev. Sana odaklan, seni gör. Bencillik yerleşince, ufak ufak vurup parçalamaya başladılar. Oysa Efendimiz, Mü'minler bir beden gibidir, birinin canı sıkılsa diğeri acı çeker buyurmuştu. Unutturuldu.

Birlik çözülünce, herkes kendi isteklerinin ardına düşünce, vatan millet, bayrak Cumhuriyet ikinci planda kaldı. Haberleri es geçip, magazin programlarına, ülke sorunlarını irdeleyen uzmanlar yerine çamurda yuvarlanan yarışmacılara kilitleniyor ülkem insanı. Gerçek hayat itilip, gerçek şovlar tutuluyor. Daha ne olursa, açacak bu millet gözünü. Sabah kalktığında başka bayrak görünce mi, Allah' ım muhafaza eylesin. O zaman bile, kamera nerede, el sallayalım diyenler olacaktır, eminim.

Türkiye 'nin yeteneği, sesi veya en çok çamurlanıp, en fazla kükreyeni olmak önemli değil. Bu toprakların altında, demir gibi güçlü şehit kemikleri var. Onlar ölü değiller buyuruyor Allah Kur'an-ı Kerimde. Ölü sanmayınız. Biliyoruz, inanıyoruz. Ancak yine biliyoruz, görüyoruz ve ağlıyoruz ki, toprağın üstündekileri, diri sansak bile diri değiller. Ölülük ve dirilik bedenle, atan kalple değil, kavrayan, kuşatan, hükmeden yürekle.

Allah, milletimin ruhuna can versin. İman kuvveti ve vatan sevgisi versin. Bayrak kokusu, kan kokusudur, kızıl gül kokusudur, uğruna taze canlar, kızıl kanlar döktürmesin.

Beynimizi yoralım, terletelim. Uykuyu kenara atıp, çözüm üretelim. Miskinliği terk edip, olanı biteni takip edelim. Bu vatan bizim. Ayşe, Fatma bu gün bayrağı asıyorsa evine, başka bayraklar,, asılmasın göz yaşı ile diye, gerekirse göz yaşına dönüşelim ama silkinelim, ayağa kalkıp, bu çirkin oyunlara dur diyelim. Yoksa bir gün, ayağa kalkacak vatan toprağı, çalıp oynayacak millet bulamaya-biliriz.

Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur....

BU YAZILARI DA OKUYUN

0 yorum