GÖNÜL KAPLARIMIZ SIRÇADAN MI
Salı, Temmuz 12, 2016Elinde incecik kristal, gözünde koruyucu gözlükler, terlemiş alnı, eğilmiş boynu, bir an başını kaldırıp saate baktı, gözleri irileşti, yavaşça elindekini kadife kaplı kutuya koyup özenle kapağını kapattı. Gözlüklerini çıkardı. Masanın üzerinde bitmiş üç büyük su şişesi, dibi kurumuş çay termosu, kirli çay bardağı ile puslu su bardağı vardı. Arkasına yaslandı, kemiklerini rahatlatmak için kollarını açıp sırtını gerdi, esnetti tam yedi saat olmuştu. Hiç kalkmadan çalışmış, zaman onu o zamanı büyülemiş uçuşmuşlardı.
Krıstal atölyesinde kişiye özel, eşyalar üretiyordu. Her çizgisi, her köşesi parmaklarının gücü ile oluyordu. Önceki gün köhne atölyesine girdiğinde, her yeri ışıl ışıl yapan gözleriyle yanına gelen müşteri içindi çalışması. En güzeli olsun istiyordu. Eli değecek, gözü görecek belki dokundukça aklına düşecekti. Yarın teslim edeceğini söylemişti.
Ne devlet büyüklerine, konsoloslara, politikacı, bilim adamı, sanatçılara özel eserler yapmıştı ama bu kez yüreği avucunda çalışmıştı. Demek ilham kendi ayağıyla gelir, ışığını üzerine bırakır, uslu uslu sonucu görmek için geleceğim diyerek giderdi. Dudağında utangaç bir gülümseme, elleri ile gözlerini ovup yerinden kalktı. Yarın güzel bir gün olacak, hadi dinlenmeye...
Kabına göre miydi sevda, sevdaya göre miydi kap
İnsanlık tarihi boyunca, en ilkel toplumlarda bile istek hazırlık yaptırır. Çayı demleyen ince bardakları tepsiye sıralar. Türk kahvesini kadehte içen, kolayı kahve fincanıyla sunan olmaz. Yemek geniş kapta, meyve yayvan tabakta, çorba kasede içilir. Usulden değil, gereğinden.Piknikte az eşyaya mahkum sofralarda idareten yapılan denemelerde zorluk ve sıkıntılar canımızı yorar. İki dakikalık doyma işlemine koca sanayiler, türlü ürünler hazırlıyor da hayatı beraber tüketeceğimiz insana hazırlanan kalplerimiz nasıl göz ardı ediliyor.
Kimsin, kimin içinsin, kime hazırlanıyorsun. Korkuların, heveslerin, beklentilerin, gayretin ne kadar.
Nereye yönün, nereye hazırlığın. Anı yaşa, sağlam bir slogan ancak o, anın tadını al, kaçırma. Kaçanlara takılıp anın tadından olma demek. Yoksa an dan ötesi yokmuş gibi sadece son anınmış gibi hunharca, zalimce, savruk, müsrif ömrü tüket değil.
"Bir daha mı geleceğiz dünyaya" ile, "bir ömrümüz var" ın, arasında dağlar kadar fark var. Birinde acele et, kaçıyor zevk ve eğlence. Diğerinde ise, acele etme sev sevdiklerinin tadını çıkara çıkara yaşa var.
Ebedi aleme, sonsuz, sınırsız nimetlere hedefli yaşayanlar ile hepsi burada, başkası yok diye yaşayanlar arasında da dağlar kadar fark var. Ebedi olana talip ve hevesli, dünyaya gözünün ucuyla bakıp, elinin tersiyle iter. Kim olursa olsun karşısındakinin hakkını gözetip ona ikram eder. Diğeri ise ne varsa tat veren hepsini bir kendi için toplayacağım diye çırpınır durur, kırar döker. Ne tat alır ne tat verir.
Zaman çok hızlı geçiyor, içindeki gönül kaplarını fark edip ona göre dolduranlar, döküp saçmadan, batıp pislenmeden temiz ve lezzetli ömürler sürüyorlar. İçinden gönlünden bihaber olanlar ise, her türlü bağımlılık yapan maddeyi, rahatlatan hapı, çöpü, dumanlı- dumansız türlü malzemeyi hayatlarında baş köşeye oturtuyorlar.
Bedenini forma sokmak için aylarca spor salonlarında terleyip avuç avuç para dökenler, Ruhlarında bedava seyahatler yapıp, iç eksiklerinden, yanlış heves, yakıcı hırslarından korkup uzaklaşmak mı istiyorlar. Ruhu nereye götürürseniz götürün, bedeni ne şekle sokarsanız sokun, siz özünüzde ki siz, olmaya devam edeceksiniz. Kodlar şifreler orada. Her kap kendi içini arar ona yönelir. Şerbet kasesi mi, su bardağı mı, kahve fincanı, şarap kadehi mi, nedir, ne için yaratılmış şekil almıştır içimiz, buna yorulup terleyelim. Sonrası dolar, akar, geçer.
Hayat zor, kodlarını çözemeyenlere.
Hayat zor kendini bilmeyenlere.
0 yorum