KİBİR İTİBARI ÖĞÜTÜR
Cumartesi, Temmuz 09, 2016
Susmak,
sesini içine hapsetmek. Dilini düğümleyip, damağına saklamak.
Yüreğinin
kubbesinde, ciğerlerin sökülecek kadar haykırıp, dışından çıt duyurmamak.
Bazen
kabalaşan birine, nezaketine olan saygından dilini yutarak, bazen edepsizliği
çiçek açmış birine, edep örtüsüne sarılarak durmak.
Bazen
soyunur ya ulu orta çirkefini karşındaki, ruhundan ar edip kendi içine sesini
saklamak.
Susmak,
irade ile kendini sevdiğin halinde muhafaza etmek.
Susmak,
anlayana sopa gibidir.
Susmak
anlamını çözene, söylev gibidir.
Susmak
ruhunun direnç dengesidir.
Sustu,
heyecanla içeri girerken, hastalığının ne olduğunu öğrenecekti. Annesinin
kanser mücadelesini yakından izlemiş, her aşamasında ayakta eriyişine şahit
olmuş. Çaresizliği en derin haliyle yaşamış.
Ölümü
sıcacık hissetmişti. En acısı da kendisinde bu ihtimal çok yüksekti. Hastaneye
gelince kendini iyi hissetmek için, ne kadar iyi niyet, hoş görü, neşe, coşku
varsa dışına taşırır; dengesini, moralini yüksek tutmayı hedeflerdi.
O an
sustu. Kapıdan girerken defalarca kez girdiği odaya yine sevinçle girdi.
Doktoru soğuk ve ruhsuz bir şekilde. Sen hastasın ben doktor, devletin bir
memuru, samimi olmak gerekmez, rahatsız oluyorum dedi.
Bakındı,
ses vardı, ama insan yoktu. Koca bir koltuğa beyaz bir forma geçirilmiş,
üzerine de steteskop bırakılmıştı. Sustu, o insanlarla konuşurdu, yüreği olan,
o yürekte sevgiler taşıyan. Mimikleri olan ve o mimiklerle etrafına duygularını
belli eden. Elleri olan, ellerinde sıcacık avuçlarla ümit dokunduran. Sustu, o
insanlarla konuşurdu, gözleri olan, gözlerinden sevinç, haz, korku, huzur
ışıkları dağılan. İnsanla konuşurdu, makamla, koltukla, formayla sınırlı kalan,
heykellerle değil.
Sustu,
tek kelime etmedi, dilini katladı, muhafaza kabına, damağına yerleştirdi.
Söylendi ama içinden ağır ağır kelimeler seçerek. Kalıbına bakıp adam mı sandın
diyordu, sonra o adam kelimesinin bile orada garip kaldığını fark ederek,
alıyordu. Onca yıl bu dünyada yaşa, onca insanın en aciz hallerine dokun, onca
zaman ömrünü insana hizmet ederek tüket de, insanlaşama. Nasip bu olsa gerek.
Acize dokunan merhametini büyütür, yoksula yaklaşan şefkatini geliştirir.
Hastaya şifa dağıtan, gücü verene, şifayı yaratana yaklaşır...dı.
Ömür
ne güzel öğretmen, baktığına ibret gözüyle bakana. Yıllar ne güzel servet,
kendini ruhunu büyütene. Yaşının gereğini, hayatın tecrübelerini, ilminin
bilgeliğini haline içirmiş olanlara. Gençleri affeder gönül, toyluk hepimiz
yaptık. Kırdık, döktük, utandık, uslandık, akıllandık, daha çok yolumuz var,
son nefese kadar kemalin derecesi. Ancak 60 ından sonra, yaşıtlarının çoğunun
isimleri masalarında, kapılarında, veya mühürlerinde değil de mezar
taşlarında olanlara toyluk da, çiğlik de, cahillik de, hamlık da çok iğreti
duruyor.
Kibir kimde olursa olsun, itibarı öğütür. Tevazu kıymeti büyütür.
Olmadı
doktor, devletin memuru vardı orada evet. Diploma vardı, liyakat, yeterlilik,
tecrübe belki de beceriklilik. Öylece duruyorlardı. Sade ve katışıksız. Ruh
yoktu, insan yoktu. Dudakların doktor, gülümsemiyorsa sadakası verilmemiş
demektir. Gözlerin umut saçmıyorsa, teşekkürü edilmemiştir. Sesin ısıtmıyorsa
karşındaki üşüyen, korkan, acı çeken hastayı, gök gürültüsü gibidir. Bir an
önce bitsin diye bakar karşınızdaki. Eziyete sabır etmek gibi.
Yazıyorlarmış,
birazda okuyun doktor. İnsanların yazdıklarını, ve insanlara yazılanları,
kağıttan kalemden değil ama, belli ki o tesir etmiyor size. Siz açın
gözlerinizi, sıkın yüreğinizi de azıcık insandan okuyun, insanı, yüreği, ruhu,
gönlü.
Korkmayın
doktor, gülümsemek öldürücü değil. Neşeden öldü diye yazılmamıştır bir yere.
Sevgi büyütür öğütmez. Kapının önündeki ARVEN'i düşünün. Sadece sevgi için
orada, koltuğa, formaya, kapıda ismi yazılan odaya mecbur kılmadan varlığını.
Ben ona da selam verip gülümsüyorum. Dişlerim dökülmedi, ellerim kirlenmedi, ne
acı ki ona KÖPEK, size doktor diyorlar....
Burada
Datça da bu hastane de, adam gibi adam da yazdım, dost, efendi, insan da
yazdım, ne var ki hepsinin babası yaşındaki birine bunları yazmak da varmış. Zaman
işte şarabı kıymetlendirir, zeytini tatlandırır, armudu olgunlaştırır, insanı,
tekrar ediyorum insanı sadece yüreği adam eder. O da her kişinin işi değil, er
kişinin işidir.
Datça Devlet hastanesinde bir oda da yalnızca forma, stetoskop, mühür var, içleri boş, insan bekliyor...
2 yorum
Sadece itibarı değil, aklı da öğütür. Bir yerde okumuştum, her kibirlendiğimizde aklımızın ziyası eksiliyormuş. Çok korkunç. Etkileyici bir dille anlatmışsınız. Zevkle okudum, tebrikler.
YanıtlaSilElbette akla ciddi zararı vardır kibrin, ruh da yaralar açar, karşı tarafın gözünde küçültür bizi. Çok teşekkürler...
YanıtlaSil