PİŞİREN SEVDALAR

Pazartesi, Temmuz 11, 2016

Askerler

Gözünden süzülen bir damla göz yaşı, titreyerek indi çenesine. Evinden kovulmuş insan gibi ürkek, çaresiz, ümitsiz damladı yakasına.

Hıçkırıkları duyulmuyordu bile. Göğsünün titremesi belli belirsiz görülüyor, bastırmak istese de coşarak geliyordu ağlamak. Belli ki duysunlar istemiyor gönlünün çırpınışlarını, bilsinler istemiyordu yüreğinin sızısını.

Hepimiz yaşamışızdır, yastığa sarılarak ağlamaları. Çaresiz, üzgün, kırgın olduğumuzda. Elimizi geçirip yastığa, başımızı gömerek, sesimiz duyulmasın diye. Koca yüreğini sarıldığı yastıklarla sakinleştirirken, pencereden gördüğü küçücük yıldızlarla, anneciğine selam gönderiyordu.

Yatılı okullarda, yataklara girildikten sonra bir iki hassas yürek uykusuz, gözyaşlı, sıkıntılı, azaplı geceler geçirir alışana kadar. Anne kucağı ile ideal sıcağı arasında esner, uzar, çırpınır, demlenir.
Karar vermiştir yumruğu kadar yüreğiyle, kopup gelmiştir evinden çok uzaklara. Hayaliyle yüzleşip ya hayalini gerçeğe dönüştürecek, veya yavru kedi gibi burnunu yere süre süre anne kucağına dönecektir.

O ıslak kirpikli, sıkı yumruklu, uykusuz geceler, çocuk kalbinin egzersizleridir.

Şimdi büyüdü. İzbe sokakları mekan tutan gafilleri avlıyor, gaflete düşürülmesin diye taze beyinler. Elinde kocaman ağır makinesi, en kuytu karanlıklarda titremeden mevzileniyor. O şimdi, kokusunun peşine düştüğü beladan, zerrece ürkmeden, kovalıyor- kovalıyor- kovalıyor, ta ki yakalayana kadar.

İncecik titreyişleri vardı, koca yüreğinin. Ateşlenmiş teni, kızarıp beyazlarken, revirden aldığı ilaç, faydasız başında dururken, "ah annem, canım annem diye inlerdi".

Hiç büyümeyecek sanırdı yüreğini, hep anne kokusu için ağlayacak. Hiç tükenmeyecek sanırdı özlem acısı, hep dönmek için çırpınacak. Meğer küçücük olunca yürek, öyle görürmüş. Büyüdükçe, güçlendikçe, doydukça, hayatı anlayıp, bir seri acıyla, faturasını kestikçe, dinermiş acılar. Şimdi anlıyor. Yüreği yalnızca içindeki sevda büyütüyor.

Yüreği yalnızca, onu kuşatan sevda pişiriyor.

Artık önünde ağlayanlara bile aldırmıyor. Ağlamayı geçti artık. Karanlıkta titreyenlere yol açıyor. Karanlıklar aydınlanıyor artık, öyle ki ışık düşürüyor, puslu sokaklara.

Zaman öğütülürken, eğitildiğimiz şekli alıyor yüreklerimiz. Bileniyor, pişiriliyor, kalıplanıyor bedenlerimiz. Peşine düştüğümüz rehberlerin halini alıyor halimiz.

Maviye, beyaza, yeşile, sevdalı gönüller, yalnızlıkta ağlamayı çabuk aşıyorlar. Büyüyor, etraflarına umut ve hizmet sunuyorlar. Sevdası olmayan yürekler ise hep gözyaşıyla yaşıyorlar.

Yüreklerimizin içindekilere iyi bakalım, iyi okuyalım, sahip çıkalım. Orası boş olanların, ömürleri boş, yarınları boş, hayatları boş, sıkıntı ve zahmetleri, elem ve kederleri dolu dolu oluyor.

Hayat kısa bir ömür için, yaşarsan sadece kendin için.
Mum ol eri, aydınlat herkesi, bırak zaman aksın senin için.

BU YAZILARI DA OKUYUN

0 yorum